Dolar : Alış : 3.8792 / Satış : 3.8862
Euro : Alış : 4.5760 / Satış : 4.5842
HAVA DURUMU
hava durumu

edremit22°CÇok Bulutlu

Son Dakika...

Üyelik İşlemleri Yeni Üyelik / Giriş Yap

Merhaba;

02 Temmuz 2017

Erkeklerin askerlik anısı bitmezmiş. Ben de bu gerçekten yola çıkarak bir askerlik anımı paylaşmak istiyorum.

Askerliğimi Tank Astteğmen olarak ve onaltı ay yaptım. Dört ay yedeksubay okulu ve bir yıl kıta görevi. Annem başbakan olmadığı için mi yoksa bir yalımız olmadığından mı bilemiyorum evimin karşısında bir körfezde değil torbadan çektiğim kura yerinde tamamladım. Takım komutanı olarak onsekiz, Atış Eğitimi Güvenlik Sorumlu subayı olarak 308 Mehmetçik’ten sorumluydum.

Güvenlikten sorumlu olduğum için her eğitim atışında bulunuyordum ve bu bahaneyle atış yapma şansım oluyordu. Bir tür fırsat eğitimi yani (buraya gülücük emojisi koydum ama cep telefonu ya da facebookta okumadığınız için göremiyorsunuz)… Atışa götürülen mermiler sayılıdır. Atıştan önce makbuz karşılığı teslim alınır ve atışlar sonrası yakılan mermi kadar boş kovan geri getirilip mühimmat subayına makbuz karşılığı iade edilir. Bu nedenle de boş kovanları mümkünse atış sırasında toplamak gerekir. İşi kolaylaştırmak için her atıcının yanında bir de boş kovan yakalayıcı konur. Keplerini ya da berelerini kullanarak fırlayan kovanları yakalamaktır görevleri.

Bir gün bölüğün eğitim atışları bittikten sonra 200 metre atışlarımızı geliştirmek için iki astteğmen arkadaş yattık atış yoluna. Her birimizin sağında birer Mehmet… Bereleriyle fırlayan kovanları yakalayacaklar. Sırasıyla “şarjör tak”, “kurma kolu çek/bırak”, “emniyet açık” ve “üç atım, ateş serbest” komutlarından sonra tetiğe asıldım ve ilk mermiyi yaktım. Aynı anda sağımdaki askerim “Yandım Anammm!!!” diyerek attı kendini. Dedim ya güvenlikten sorumlu subaydım ve talimat imzalatıyordum askerlere. “Atış bitti, alan güvenli komutu verilmeden atış hattı kesinlikle geçilmeyecek” diye hem yazılı emir imzalatıyordum hem de sıkı sıkı tembihliyordum.

Peki, ben bu askeri nasıl vurdum? Yazılı emir var, sözlü uyarı var o halde yasal sorumluluk yok ama ailesine nasıl hesap veririm? Oğlunuz eğitim atışları sırasında, emre uymadığı ve bir astteğmenin beceriksizliği sonucu şehit (aslında bal gibi Niyazi) olmuştur, vatan sağolsun dediklerinde annesi ne hissedecek? Ben kafamı nasıl kaldıracağım, insan içinde nasıl dolaşacağım? O anneye nasıl hesap vereceğim? Oğlum nerede derse ne diyeceğim? Bir yandan bu sorular kafamın içinde dolaşırken bir yandan da şarjörü ve namludaki mermiyi çıkarttım ve silahı emniyete aldım. Ayağa fırladım askerimin başına çöktüm. Eliyle yüzünü kapatmış kıvranıyordu. Kan aradım yok. Yaraya baktım yok. Meğer atış sırasında hazneden fırlayan kovan bizim Mehmetin kaşına çarpmış. Hem sıcak olduğu için, hem de kenarı denk gelip kaşını çizdiği için askerin canı yanmış ve o şokla asker vuruldum sanmış. Söveyim mi, sevineyim mi bilemedim. Ama itiraf etmeliyim çok korkmuştum ve gerçekten anne ve babasına nasıl izah edeceğimi düşünmüştüm. Çünkü asker silahlı kuvvetlerin malıdır ve komutana zimmetlidir. Komutan her askerinin saçının telinden ayak tırnağına kadar sorumludur. Asker bir anlamda öksüz ve yetimdir. Ne anası vardır yanında ne babası. Ve komutanı hem anası, hem babası olmak zorundadır. Ve yeri ve zamanı geldiğinde Azrail’i ama yeri ve zamanı geldiğinde…

Her ne kadar silahlı kuvvetlerin malı kabul edilse de, yalandan bir şehitlik verilse de, ana babası “Vatan Sağolsun” dese de giden Mehmet geri gelmez. Her birimiz bu vatanı korumak ve gerektiğinde kanımızı ve canımızı vermek üzere yemin etmiştik. O nedenle her sabah ve her öğlen ve her akşam yani günün her saati “Vatan Sana Canım Feda” diye hançeremizi yırtarcasına bağırarak, tempo tutarak koştuk, yürüdük. Oysa her birimiz hala ana kuzusuyduk. Komutanlar bunu kabul etmese de…

Şimdi ben bunu neden anlattım? Birden aklıma geldi. Boş vaktim de vardı. Sade kahvemi yudumlarken, konuşuk olsun diye…

Yoksa ne askeri araç kazaları, ne fırsat eğitimi diye pimi çekilerek eline tutuşturulan el bombaları, ne güvenliksiz sevk edilen ve pusuya düşürülen asker otobüsleri, ne denetleme var diye alelacele bomba taşıtmalar, ne eğitim adı altında silahsız darbeye karıştırmalar, ne de yandaş yemek şirketi zengin olsun diye bol keseden alınan bozuk yemekten zehirlenmeler gelmedi aklıma.

“sen bilmezsin paşa
ne çilelerle büyüttüm bu oğlanı
istersen sor annene
anlatsın sana, iyice dinle
çok iyi dinle

benim sana verecek
bir oğlum yok paşa
al bombanı sür tankını
kolaysa sen öl
oğlumu bana bırak

al silahını kur savaşını
istersen oyna
oyna bu oyunu
tek başına
ama tek başına”[1]

Saygıyla…

Av. K. Seçkin BİLGİLİ

[1] Şiir Aygül Erce tarafından yazılmış ve bestelenmiştir…

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

111 222

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

Seçkin Bilgili

Seçkin Bilgili

Son Yazıları

FACEBOOK'TA BİZİ BULUN