Dolar : Alış : 3.9170 / Satış : 3.9241
Euro : Alış : 4.6375 / Satış : 4.6459
HAVA DURUMU
hava durumu

edremit18°CParçalı Bulutlu

Son Dakika...

Üyelik İşlemleri Yeni Üyelik / Giriş Yap

Havran’dan Kazdağları’na Yol Alırken..!

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » Havran’dan Kazdağları’na Yol Alırken..!
08 Kasım 2016

Hepinizin bildiği gibi, içinde bulunduğumuz bu günler, körfezimizin zeytin, nar ve mandalina mevsimidir.

Geçenlerde bir Pazar sabahı uyanıp evden çıktım. Motosikletimle Havran sokaklarında dolaşmaya başladım.

afif-kokdenHavran’ın köylerinden ve Havran’ın içinden bir çok insan, zeytin, nar ve mandalina toplamak için, kimisi araç bekliyordu kimisi araçlarına binmiş, tarlalara gidiyorlardı. İnsanlar karınca gibi kaynaşmış, herkes ne yapacağının bilinciyle hareket ediyordu. Ben de bu arada Havran’ın merkezi olan Hamambaşı’na geldim. Şimdiki adı Kızılay Meydanı olan bu yerde bulunan kahvehanelerde insanlar sabah çaylarını yudumluyor ya da kahvelerini içiyordu. Burada bulunan lokantalarda bazıları sıcak bir çorba içmekteydi. Yarım saat içerisinde koskoca meydanı doldurmuş yüzlerce insan, bir anda ortadan yok olmuş, herkes tarlalara çalışmaya, evlerine üç-beş kuruş ekmek parası çıkarmaya gitmişti.

Ben de çayımı içtikten ve bazı dostlarla merhabalaştıktan sonra, Havran’ın Kalabak Köyü’ne doğru yol aldım. Bizim Gavur Hamamı dediğimiz mevkiden geçerken, yol üzerindeki mahsulü olan zeytin ağaçlarının ne kadar gururlu durduğunu fark ettim. Zeytin ağaçları bu gurura haklı olarak sahiptiler. Çünkü dalları salkım saçak zeytin doluydu. Her haliyle rüzgarın her sallaması ile, gelin dallarımdan toplayın dercesine, heybetliydi zeytin ağaçları. Sanki o zeytin ağaçları bizimle çok farklı bir dilde konuşmaya çalışıyordu.

Mahsulü olmayan zeytin ağaçları sanki hüzünlü bir şekilde, tabir-i caizse başı eğik, mahcup şekilde sessizce bekliyorlardı. Yol boyundaki ağaçların sanki benim anlamamı istercesine gösterdikleri duruşları, beni çok etkiledi. Aslında ben de inanılmaz keyif aldım. Dilerim yaşamı seven her insan, yaşadığım keyfi bir gün tadar.

Kalabak Köyü’ne geldim ve köy camisinin yanına çıktım. Caminin yanında bulunan ağaçların altında oturup, körfeze nazır manzaranın keyfini çıkartıp, iki yudum çayımı yudumlarken, gözlerim bir anda Uluslar arası Havaalanına odaklandı. O güzelim zeytin ağaçları ile Edremit Ovası sanki kocaman bir halı gibi dururken, havaalanımız halının tam ortasında duran, sanki ince bezenmiş bir motif gibi durmaktaydı. Edremit Körfezi masmavi rengiyle sanki her an Sarıkız körfezin en derinlerinden fırlayacak gibi durmaktaydı. Hele hele gökyüzü berrak mı berrak, havada biraz pus var ama insanın ciğerine ciğerine esen ılık ama bir o kadar tatlı bir esinti hakimdi. Güneş yeni yeni yükselmeye başlamış, tenimizi hafiften ısıtmaya başlamıştı.

Kalabak Köyü körfezimizde zeytin ağaçlarının bitip çam ağaçlarının başladığı bir noktadadır. Kalabak Köyü aslında bir kesişim noktasıdır. Kalabak Köyü’nden ayrılıp, motosikletimle Kazdağları’na doğru yol alırken, sol tarafımda uzanan, zamanın Havran Kaymakamı şimdiki Yozgat ili Valisi olan Abdülkadir Yazıcı’nın büyük emeği ile dikilen fıstık çamlarını gördüğüm zaman meyve vermeye başladıklarını gördüm. Bu fıstık çamlarının dikilmesi sürecinde benim de katkılarım olduğundan ayrıca gurur duymaktayım.

Kazdağları’na ulaştım. Geçtiğimiz günlerde çıkan yangın, fıstık çamlarının dibine kadar gelmişti. Biraz etrafı dolaştım. Yangın çok büyük alanı kaplamış, verdiği zarar yıllarca telafi edilemeyecek seviyede. Orman Genel Müdürlüğü gerekli temizleme çalışmalarını sürdürmekte.

Yol üzerinde bulunan bir çeşme kenarında soluklandım. Kazdağları’nın buz gibi Eybek sularından içtim. Sıfır derece olan Eybek suyunun insanda en ufak bir şişkinlik yaratmadığını körfezin yerli insanı iyi bilir.

Kazdağları’nı dolaşırken, her taraftan insan çıktığı dikkatimi çekti. Kazdağları’ndaki köylüler kestane ve mantar toplamaktalar. Ama tatlı bir heyecan ve telaşe var insanlarımızda. Bizim melki dediğimiz mantar, öyle her yerde bulunmaz. Kazdağları’nın her mevkisini iyi bilmek gerekir. Bizim melkimizin tadına doyum olmaz.

Kazdağları kestaneleri, toplaması çok meşakkatli bir iştir. Gördüm ki bazı kestaneleri aşılamışlar ve son derece kaliteli ürün almaktalar. Kazdağları insanlara sadece oksijen vermekle kalmıyor, yaşamaları ve geçimlerini sağlamaları için de sunabildiği her türlü nimeti sunmaya devam ediyor.

Cenab-ı Allah’ın bizlere lütfettiği böylesi eşsiz güzelliklere muhakkak sahip çıkmalıyız. Önce bizleri yaratan Allah’ımıza, böylesi güzelliklerin içinde yaşam sunduğu için şükretmeliyiz, sonra bu güzellikleri korumak için her şeyimizi seferber etmeliyiz. Kazdağları’nı, körfezimizi korurken, ülkemizin ve dünyanın bu güzellikleri yaşaması için adımlar atmalıyız.

Unutmamak gerekir ki, Kazdağları’nın üstündeki altın, binlerce yıldan beri nesillerimizi besledi ve çocuklarımızı da, torunlarımızı da besleyecek gibi görünmekte. Kazdağları’nın altındaki altından, sizler mi zengin olacaksınız..?

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

111 222

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz