Dolar : Alış : 3.5444 / Satış : 3.5508
Euro : Alış : 4.1286 / Satış : 4.1360
HAVA DURUMU
hava durumu

edremit38°CSıcak

Üyelik İşlemleri Yeni Üyelik / Giriş Yap

YENİ DÜNYA DÜZENİ DÜNYANIN GELECEKTEKİ KADERİ

Ana Sayfa » Haberler » Dünya » YENİ DÜNYA DÜZENİ DÜNYANIN GELECEKTEKİ KADERİ
02 Temmuz 2017
1328 defa görüntülendi
YENİ DÜNYA DÜZENİ DÜNYANIN GELECEKTEKİ KADERİ

HER ŞEY BURADA BAŞLADI

ABD eski başkanı Obama’nın danışmanı Parag Hanna kaleme aldığı yeni dünya düzeni ile ilgili NewYork Times’ta yayınlanan yazısında inanılmaz olaylara atıfta bulundu. Hanna’nın yazısında ikiz kuleler saldırıları sonrasında şekillendirilen yeni dünya düzeninde, hangi ülkelerde ve sınırlarda nasıl değişiklikler yaşanacağını ifade etti.

KUZEY-GÜNEY KORE

Parag Hanna Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki sorunlara dikkat çekerken Kuzey Kore-Güney Kore sınırının günümüzde en kuvvetli savunulan sınır alanı olduğunu belirtmektedir. Sınırda Alman etkisinin yansımasıyla Kuzey Kore rejiminin çok yakında dağılacağı, sınırların ortadan kalkacağı ifade edilmiştir. Güney Koreli stratejistler, Hale Krallığının ekonomik ve sosyal maliyetleri yönetmek için bölgesel koalisyon inşa ettiğinden de bahsetmektedir.

 

ÇİN SİBİRYA’YI EKONOMİSİYLE İŞGAL EDİYOR
Parag Hanna yazısında, Çin’in Sibirya Üzerinde etki kurduğundan bahsettiği makalesinde, Rusya’nın en büyük jeopolitik korkusunun makul bir senaryo ile beslendiğini ifade etmektedir. Çin’in nüfus yoğunluğu ve kaynak arzusuyla önemli ölçüde Sibirya’yı ele geçirmeye başladığına dikkat çekerken, Rusya’nın doğusunun boşaltıldığından ve yavaş yavaş çökertildiğinden bahsetmektedir. Çin sınırı, Amur Nehri ve Sibirya’nın yerleşik göçebe azınlıkları üzerinde etki yaratarak geçmesinden dolayı yüz binlerce Çinlinin ticaret etkisiyle Sibirya’da nüfus sahibi olduğuna dikkat çekmiştir. Rusya’nın egemenliğini tehdit edecek resmi tehditleri engelleyecek nükleer cephaneliği olmasına rağmen demografik dengesizliğin zaman içinde Rusya’nın dezavantajına dönüşeceğini ve ekonomik kaymanın etkisiyle Çin’in lehine sonuçlanacağını öngörmektedir. Rusya’nın en doğusunda bulunan Vladivostok şehrinin Moskova’dan her zamankinden daha uzaklaştığından bahsedilen makalede, Baltık denizinde 5.000 mil uzakta bulunan Kaliningrad şehrinin, Avrupa Birliği içinde sıkışmış bir Sovyet fraksiyonu gibi sırıttığını ifade etmiştir. Hanna çok yakın zamanda Rusya’nın doğusunda değişim rüzgarının etkisinin görüleceğinden oldukça emin olduğunu ifade etmektedir.

PASHTUNİSTAN VE BALUCHİSTAN
Parag Hanna yazısında ABD’nin Afganistan’dan çekilmeye başlamasıyla, İran’ın doğusunda Afganistan-Pakistan bölgesinde 1990’ları anımsatan karışıklık halinden bahsetmekte. Afganistan Cumhurbaşkanı Karzai’nin ülkesinde görünürde tutarlı bir figür olmadığı, işlevsiz mezhepçilik ve devlet zafiyeti içindeyken ülkesini istikrara kavuşturmasının mümkün olamayacağı ifade edilmektedir. Afganistan ve Pakistan’ı durand çizgisinde yeni bir devlet kurulmasının mümkün olabileceği, bunun da Paştunyan Devleti ismiyle ortaya her an çıkabileceği ifade edilmiştir. 1970’lerden beri ülkede bulunan zengin ama politik olarak yabancılaşmış doğal gaz ve petrol firmaları sahip oldukları güçle Paştunya’nın ve Baluchistan’ın bağımsızlığını kazanması için her an devreye girebileceğini belirtmiştir.

BÜYÜMEYE ADAY AZERBAYCAN
Parag Hanna makalesinde ülkemizi de yakından ilgilendiren Azerbaycan konusunda da düşüncelerini kaleme almıştır. Hanna; İran’ın bölgeye egemen olma potansiyeline sahip olmasına rağmen aynı zamanda iç savaş riski altında olduğunu ifade ederken mevcut İran rejiminin iç savaşla çökmesi durumunda Tebriz merkezli iradenin Kuzey İran’daki azınlıktan kopabileceğini öngörmüştür. Azerbaycan’ın zaten Kuzey İran’daki Azerilerle birleşme hayali olduğunu ifade eden Hanna, Azerbaycan’ın kendileri gibi aynı dili konuşan Türkiye gibi güçlü müttefiki ile yeni bir bölgesel güç olarak ortaya çıkabileceğini belirtti. Hanna makalesinde Ermenistan’ın Azerbaycan ile tartışmalı olan Nagorno-Karabağ bölgesinde daha fazla tutunamayacağını ön görmüştür. Hanna’nın yazısında dikkat çektiği noktanın Azerbaycan’ın İran’dan toprak kopararak büyümesi olduğu noktasında hareketle şu gerçeği de birleştirmekte fayda bulunmaktadır. Azerbaycan bugün dünya ülkeleri içinde en çok silah alımı yapan 4 ncü ülke konumundadır. Azerbaycan’ın çok ciddi rakamlarla silahlanmaya gitmesi, güçlenen ekonomisiyle büyürken ordusunu da sürekli güçlendirmek için aşırı silahlanması, Türkiye liderliğinde Turan Ordusu’nun oluşumunda ciddi katkı sağlaması, yakın zamanda Azerbaycan’ın İran’ın düşeceği ilk zafiyette topraklarını büyütebileceği konusunda dikkat edilmesi gereken noktadır. Azerbaycan topraklarında işgalci olan Ermenilerin de yakın gelecekte işgal ettiği topraklardan söküp atılmasının an meselesi olduğu da aşikar durumdur.

CONDOLEEZZA RİCE-BOP HARİTASI-KÜRDİSTAN

BOP Projesi ve Kürdistan Projesi, Orta Doğu ve Orta Asya’da Anglo-Amerikan Askeri Yol Haritasıdır.

ABD Dışişleri Sekreteri Condoleezza Rice’nin “Yeni Orta Doğu” konulu konuşmasıda 22 ülkenin sınırları değişecek, bunlar arasında Türkiye de bulunmaktadır sözleri, bu haritanın gündeme gelmesine neden olmuştur. Profesör Mark Levine’a göre neo-liberal küreselleştiriciler ve neo-muhafazakarlar ve nihayetinde Bush Yönetimi, yeni dünya düzenini yaratmak istedikleri süreci tanımlamak için yıkıma başlamıştır.

Anglo-Amerikan işgali altındaki Irak, özellikle Irak Kürdistanı, Ortadoğu’nun bölünme ve kıskaçlaştırma hazırlık zeminidir.

Birçok Rus ve Orta Asya araştırmacıları, askeri plancılar, stratejistler, güvenlik danışmanları, ekonomistler ve politikacılar, Rusya’nın Güney Katmanını oluşturan Orta Asya’yı Rusya Federasyonu’nun savunmasız ve yumuşak karnı olarak değerlendiriyor.

Rusya’nın Eski Genel Sekreteri, Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, “Amerika Büyükelçiliği ve Coğrafi İşi Zorunlu İmtiyazları” isimli kitabında, Brzezinski’nin ifade ettiği bir bölgenin kontrol kolu olarak modern Ortadoğu’yu kastettiğini belirtmek gerekir. Avrasya Balkanları, Kafkasya’dan (Gürcistan, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Ermenistan) ve Orta Asya’dan (Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Afganistan ve Tacikistan) ve bir ölçüde hem İran hem de Türkiye’den oluşuyor. İran ve Türkiye, Avrupa’ya ve eski Sovyetler Birliği’ne giren Ortadoğu’nun (Kafkaslar hariç) en kuzeydeki yerlerini oluşturuyor.

“YENİ ORTADOĞU” HARİTASI
Bu harita Ortadoğu, Afganistan’daki NATO Garnizonu ve Pakistan’da 2006 yılının ortalarından beri stratejik, hükümet, NATO, politika ve askeri çevreler etrafında dolaşıyor. Aslında bu haritayla kamuoyu nabzı yoklanarak algı operasyonları yapılıyor. Ortadoğuda yaşayan halka, haritada sınırları değiştirilmiş görünen ülke halklarına, harita üzerinden yapılması planlanan değişiklikler kanıksatılıyor.

 

Halk arasında BOP Haritası olarak bilinen harita, Yarbay Ralph Peters tarafından 2006’da hazırlanmış ve ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde yayınlanmıştır. Peters, Birleşik Devletler Savaş Akademisinden emekli albaydır.

 

YENİ DÜNYA DÜZENİ-BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN

Obama’nın danışmanı Hanna’nın makalesinde Bağımsız Kürdistan başlıklı kısımda, İran’ın batı yönünde Irak yönetiminin, Amerikan kuvvetleri geri çekilirken Bağdat’taki siyasi merkezin hala kırılganlıklar yaşadığını ifade etmektedir. Suriye iç savaş yaşarken, İkinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesi gerektiğini ifade eden Hanna, Kürtlerin 3000 yıllık tarihi olduğunu belirterek, bağımsız bir Kürt vatanının tesis edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Kuzey Irak’ın Kürdistan Bölgesi Hükümeti, kendi bayrağını dalgalandırmak için enerji ve altyapı anlaşmalarını Amerikan Exxon ve Türk firmaları ile tek gerçekleştirerek, Irak’taki en istikrarlı yapı olduğuna dikkat çekmiştir.

 

Hanna’nın kaleme aldığı yazının 2012 yılında olduğunu dikkate alırsak, içinde bulunduğumuz Haziran ayı içinde Barzani’nin Güney Irak’ta Bağımsız Kürdistan Devleti için referanduma gideceğini açıklaması oldukça dikkat çekicidir. Barzani’nin referandum kararının bundan yıllar önce çizilmiş yol haritalarının parçası olduğu apaçık bellidir.

 

YENİ DÜNYA DÜZENİ-ARAP KÖRFEZİ BİRLİĞİ-ARABİSTAN YARIMADASININ YENİDEN DİZAYNI
Obama’nın danışmanı Hanna makalesinde Arap Birliği ve Arabistan yarımadasının yeniden dizaynı hakkında şu cümlelere yer vermişti; Suudi Arabistan’ın 2011’de Bahreyn Şeyhliliğine yaptığı saldırı, küçük adayı 14. Suudi vilayeti olarak Arabistan’a kazandırmıştı. Aşırı nüfuslu ve işlevsiz Yemen’den Suudi Arabistan’a doğru göç, 1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesine benzer şekilde, aralarında suni sınırları yok ederek tehlikeli birleşim gerçekleşti. Daha geniş anlamda, bu yılın başlarında Sünni Arap monarşileri, Körfez İşbirliği Konseyi’ni “Arap Körfezi Birliği” olarak yeniden adlandırmak için bir öneri düşünmeye başladılar ve yükselen İran tehdidine karşı bölgesel entegrasyonun sıkılaştırılması gereğini vurguladılar. Akabinde Suudi Arabistan liderliğinde İran tehdidine karşın cephe oluşturuldu.

 

Hanna’nın kaleme aldığı makalede öngördükleri ile bugün gelinen noktada son yaşananları değerlendirdiğimizde; bugün Yemen’de gün geçmiyor ki bombalar patlamasın. Çatışmalar yaşanmasın. Son olarak geçtiğimiz günlerde Suudilerin ABD ile yaptığı 117 Milyar Dolarlık silah anlaşması hemen sonrasında Suudilerin liderliğinde yapılan açıklama ile Katar teröre destek veren ülke ilan edilerek yalnızlaştırıldı. Katar’a verilen 13 maddelik ültimatomda Türk Ordusunun Katar’da üs kurmasına karşı olunduğu açıkça ilan edilirken bu açıklamayı yapan Suudiler, Suriye’de PKK’nın Suriye kolu PYD’ye alenen silah ve eğitim desteği veren ABD için tek kelime bile kullanamadılar. Katar gelişmesinin bugün sahneye konmasının arkasında bundan yıllar önce öngörülen projeler olduğunu anlamamak için akıl tutulması yaşanması gerekmez mi..? ABD’de istihbarat servislerinin birbirleri ile dalaşmasına neden olan ABD’nin istenmeyen başkanı Trump’ın, başkanlık seçimleri sürecinde “ABD’nin trilyonlarca borcunu Araplara ödeteceğim” sözlerini de dikkate alırsak, Suudilerle yapılan 117 milyar dolarlık silah anlaşması, ekonomik ambargo ile sindirilmeye ve egemenlik hakları yok sayılmaya çalışılan Katar’ın 12 milyar dolarlık silah alımı kesinlikle tesadüfi gelişmeler değildir. Hepsi yıllardan beri sürdürülen projelerin aşamalarıdır. Katar’a yapılan baskı hafifler veya kalkar mı..? Bu gidişatta imkansız. Çünkü Mısır’da ABD darbesi ile getirilen Sisi de ABD projesinin maşalığını sürdürmekte ve Arabistan’ın Katar’a karşı tavrında destek olmaktadır. Katar’a karşı alınan ambargoyu Türkiye ve İran etkisizleştirmeye çalışsa da, Katar’a her an silahlı müdahale dahi yapabilirler. Türk Askeri kuracağı askeri üsle bu silahlı müdahaleye karşı İran ile ittifak kurarak karşı durarak saldırıyı bertaraf edebilirler. Ancak bu da bölgesel krizin daha da yayılmasına sebep olacaktır. Suriye’de PKK’nın Suriye koluyla müttefik olan ABD, PKK’yı silahlandırırken, Kuzey Irak’ta Barzani ile Bağımsız Kürdistan senaryosu ve Katar zorlamalarıyla kıskacı daraltmak istese de, 1936’daki anlaşma gereği, Irak’ın toprak bütünlüğünü yitirdiği anda Türkiye’nin Musul ve Kerkük üzerindeki egemenlik haklarına sahip çıkmamız kaçınılmaz olacaktır. ABD oluşturduğu şer ittifakıyla bölgede istediği gibi at oynatabileceğini zannetse de, Rusya’nın Türkiye’nin yanında yer alacağı da kesindir. Çünkü Rusya tarihinin hiçbir döneminde ABD egemenliğinin sınırında yer almasına tahammül göstermemiştir. Tüm bu gelişmeler devam ederken IŞİD’in İran’da ilk defa silahlı eyleme kalkışması ve İran Meclisini basmaya çalışması da dikkatlerden kaçmaması gereken noktadır. Dostlar alışverişte görsün misali IŞİD ile savaşıyor görünen ABD, Suriye ve Irak projeleri için kurduğu IŞİD ile İran’a da ayar vermeye kalkışmıştır. İran hükümeti oyunun anında farkına varıp dış işleri bakanını Türkiye’ye göndererek, Türkiye ile olan dostluğunun önemini bir kez daha ortaya koymuş, ABD’nin Siyonist politikalarının bölgede gerçekleşmemesi için Türkiye ile işbirliği içinde olmasının farkında olduğunu ifade etmiştir. Suud yönetiminin vahabi oluşu ve yönetimi de sadece vahabilerden oluşturması da dikkatlerden kaçmamalıdır. Türkiye ile dost gibi görünen Suud ailesinin vahabi anlayışları nedeniyle ABD’nin maşası gibi tavır sergilemesi kimseyi şaşırtmamalıdır. Suud ailesi ABD ile olan dostluğuna zarar gelmemesi için Türkiye ile gelecek dönemde ipleri atmaktan asla çekinmeyecektir. Zaten son süreçte Katar’a dayatılan 13 madde arasında yer alan Türk Askerinin Katar’da üs kurmasına gösterilen tepki, gelecekte Suud ailesinin Türkiye ile bağlarını koparacağının ilk sinyali olmuştur.

 

YENİ DÜNYA DÜZENİ-SURİYE

Hanna’nın makalesinde konu ettiği Suriye için şu notları aktarıyor; İç savaş ile Suriye’nin çöküşünden sonra nasıl görüneceğini tahmin etmek daha da zorlaşıyor. Aylarca kanlı, mezhepler arası çekişme sonrasında kesin olan bir şey belli; eski Suriye’ye benzemeyecek. Belki de eski devlet devleti Lübnan’a benzeyecektir. Dini oluşumlar, merkezi hükümetin boş bıraktığı varoşlardaki halkları kontrolü altına alıyor. Belki de Suriye, Fransızlar tarafından ortaya atılan etnik bulmacaya dönüşecek. Dürzi ve Aleviler için ayrı devletler oluşturulabilir. Hatta Şam ve Halep şehir devletine dönüşebilir. Beşar Esad’ın Suriye’de egemenliğini tesis etmesine zemin oluşturan Alevilerden oluşan devlet, verimli, dağlık kıyı şeridini kontrol ederek gücünü Rusya’nın desteği ile korumayı planlayabilir.

YALNIZLAŞAN SURİYE

Aradan yıllar sonra Suriye’de gelinen noktayı incelersek, Esad’ın öngörülen kesimde Rusya sayesinde gücünü koruduğu, diğer kesimlerde dini unsurları kullanarak bugüne gelen IŞİD’in kontrolü elinde tuttuğu, ABD desteğiyle PYD’nin IŞİD’in kontrol ettiği sahada söz sahibi olmak için maşa olarak kullanıldığı, asıl projenin Büyük İsrail projesi olduğu, bunun için de Irak-Suriye hatta Türkiye’den Siyonistler ve ABD operasyonlarıyla toprak kopararak geçiş projesi olan Büyük Kürdistan’ın kurulması gerektiğidir. ABD ve Siyonistler projelerini hayata geçirebilir mi bunu zaman gösterecek. Ancak bugüne kadar dün yazdıkları senaryoları ve hayata geçirdikleri projeleri, adım adım da olsa gerçekleştiren şeytan ittifakı, vahabi Suud ailesi ve darbe ile getirilen Sisi ile birlikte, ortadoğuyu kana bulama pahasına her şeyi deneyeceklerdir. Bu projelere karşılık Türkiye’nin İran ile olan yakın duruşu, Azerbaycan ile olan ittifakı, Kuzey Irak’ta yaşayan Türkmenler gerçeği, Suriye’de yaşayan Bayırbucak Türkmenleri, tüm oyunları bozabilecek tek güçtür. Rusya ABD çıkarlarıyla bağdaşacak bir proje içinde yer almayacak olsa da, sıcak denizlerde bir ayağının korunması noktasında ABD ile uzlaşma sağlaması durumunda, kendisini Siyonistlerin ve ABD’nin projelerine müdahale etmemeyi tercih edebilir. Çünkü Suriye politikasında Rusya’nın menfaati Esad’ın kontrolünde olan sahada iktidarda kalması ve Rusya’nın bu sahada aktif olarak bulunabilmesi gerçeğidir. O yüzden Rusların dostluğuna güvenerek proje yapılamayacağını herkes iyi bilmektedir.

PARÇALANAN SOMALİ
Hanna makalesinde Somali’nin parçalanmasına da yer ayırmış. Yazıda; Bu yıl planlanan ulusal hükümetin restorasyonu ile büyük çoğunluğun Somali Devletinin başarısızlığına inandığını, Somali’de beklenen gelişmelerin dünya tarafından yakından takip edileceğini ifade etmiştir. Ancak, ülkenin doğu ve batı bölgelerinde bulunan Puntland ve Somaliland’ın kendi ekonomilerini büyük ölçüde korsanlık faaliyetleri sağlamasından dolayı, Somali’de yeni oluşturulacak düzen içinde yer almayı istemediklerine dikkat çekmiş. Buna sebep olarak da, bu ki şehirde kendi yönetimlerini ve polis güçlerini kendilerinin oluşturmuş olmasına bağlıyor.

 

Hatırlasanız Somali’nin yeniden şekillenmesinde Türkiye’nin son derece önemli rolü olmuştu. Türk Askeri Somali’nin genel güvenliği sağlamada ciddi görev almıştı. Somali’de halen terör örgütlerinin kontrolü altında olan yerlerin bulunması, Somali’nin gelecekte daha da kan gölüne dönüşmesine neden olacaktır. Bir de Somali’de son derece aktif rol alan FETÖ gerçeği vardır. CİA destekli FETÖ yapılanması, Somali’de çok ciddi ekonomik kazançlar sağlarken, yarınlarda şekillenecek olan Somali’nin çerçevesini çizecek insanları da yetiştirmeye devam etmekte.

 

KONGO’DA İKİ KONGO
Biri eski bir Fransız kolonisi, diğeri Belçikalı. Başkentleri nehir boyunca birbirlerine bakan iki Kongo bulunmakta. Her iki farklı yapının yaşamın zorunluluklarından kaynaklı bir araya geldiği gerçeğine rağmen etnik farklılıkların yarattığı çatışmalar nedeniyle oluşan tutarsızlıkların da göz önüne alındığında, Kongo için risklerin daha da büyüyebileceği düşünülmelidir. Kongo Demokratik Cumhuriyetinin başkenti Kinshasa’dır. Kongo, Sudan’ın dağılmasından sonra haritada Cezayir’in ardından Afrika’nın en büyük ikinci ülkesi olmasına rağmen, devlet kadrolarının son derece zayıf olduğu, ve maddi açıdan sorunların her geçen gün daha da büyüdüğü gerçeği bulunmaktadır. Ülkenin kuzey doğusu ve Güney Kivu illeri, Ruanda yönetiminin yörüngesine doğru sürüklenmektedir. Güneydeki bakır madeni zengini Katanga Eyaleti, Kongo’ya göre daha istikrarlı ve daha refah içinde olan komşusu Zambiya ile kaynaşarak belki de entegrasyona gidebilir. Kongo’un geleceğini ülkedeki etnik grupların izleyeceği yol haritası belirleyecektir.

 

BELÇİKA EN SONUNDA BÖLÜNÜYOR
Fransızca ve Flamanca konuşanlar arasında çoktan aralarında yapısal bölünme gerçekleşmiş olan Belçika, bir zamanlar ABD’nin egemen olduğu ülkeydi. Belçika onlarca yıldır bölünmeye doğru sürüklenmekte. Gözlemciler, Brüksel için olmasa bile Flamanca konuşan kuzeyde, resmi olarak iki dil kullanılması yüzünden Belçika’nın uzun zaman önce bölünmüş olabileceğini belirtti. Gariptir ki, Brüksel Avrupa Birliği için son derece önemlidir. Avrupa bütünleşme sürecini tamamladıkça, ulusal sınırlar, kültürel ve etnik çizgiden daha az önem kazanacaktır.

 

Hanna’nın Yeni Dünya Düzeni ile ilgili makalesinde Belçika için düşünceleri bu şekilde. Buna rağmen Belçika’da bölünme sürecine etken olacak her ne kadar dil farklılığı gibi görünse de, aslında Belçika başta olmak üzere Hollanda ve Avusturya gibi ülkelerin yarınlarda bölünme sürecini Müslüman kitlelerin azınlıktan çoğunluğa geçişi belirleyecektir. Bugün yapılan hesaplara göre Belçika, Hollanda, Avusturya gibi ülkelerdeki asıl nüfustaki nüfus azalmasına karşılık Müslüman nüfustaki aşırı artış, 20-25 yıl sonra Belçika’nın 1/3’ünü, Hollanda ve Avusturya’nın ¼’ünü Müslümanların oluşturacağı öngörülmektedir. Bu da toplumsal dengelerin oluşturulması sürecinde belirleyen faktörün dil değil de din olacağını işaret etmektedir.

 

MALİ PARÇALANIRSA
Geçtiğimiz yüzyılda en az yarım düzine Tuareg isyanı, Azawad’ın Mali’nin geniş Kuzey Sahra bölgesinde bağımsız bir devlet olarak ilan etmesinden önce yapıldı. Berberi milliyetçiliği radikal İslam’ın arkasına yerleşmiş gibi görünse de, bölünme önlenemez şekilde büyümekte. Endişe noktası ise Cezayir’in Akdeniz kıyısındaki dağlık bir bölgede meydan okuyan diğer Berberi hareketlerin bir şekilde şekillendirdiği Batı Sahra’da olduğu gibi Azawad’dan ilham alabileceğidir. Bu cereyan ederse Fas’ı işgal eden bir çıkmaza ve milliyetçi Kabile hareketine dönüşerek daha da kan akmasına hatta kitlesel imhalara neden olabilir.

 

Mali son dönemde bazı terör örgütleriyle sorunlar yaşasa da, son dönemde istikrar için ufak da adımlar atmaya başlamıştır.

 

11 ana başlık altında Yeni Dünya Düzeni hakkında dönemin ABD başkanının danışmanı Hanna’nın makalesinden bölümler sunduk. Onların projeleri çoktan hazırdı. Önce projelerini hazırladılar, sonra projelerini gerçekleştirmek için sınırları değiştirecekleri ülkelerde yapılandılar. Bu yapılanma sürecini sınırlarını değiştirmeyi düşündükleri ülkelerdeki vatan hainlerini işbirlikçi ederek yola çıktılar. Bunun için de her türlü algı operasyonunu gerçekleştirdiler ve halen de gerçekleştirmek adına en kanlı saldırılara imza koymaktan çekinmemekteler.

 

Aşağıdaki fotolar ve karikatürleri dikkatlice karşılaştırırsanız, yazılmış senaryoların sahnelenen tiyatrolarını izlediğimizi daha iyi anlamış oluruz.

Umutsuzluğa kapılmanın da manası yoktur. Çünkü onların tuzakları var ise bizleri yaratan Allah’ın da kendine göre hesapları vardır. Bu demek değildir ki kadercilikle geçiştirelim. Kesinlikle herkesten çok daha uyanık olmak zorundayız. Oynanan oyunların hepsinin arkasında kimlerin olduğunun bilinciyle düşünüp ona göre hareket etmeliyiz.

 

Şunu unutmamak gerekir ki, Türkiye İslam’ın son kalesidir. Bu yüzden içimizde yaşayan, ülkemizin nimetlerinden yararlanan, mevki ve makamlara ulaşmış insanların toplumu birbirine düşürme maksatlı söylemlerine asla itibar etmemeliyiz. İblis’in uşakları Türk Milleti’in birbirine düşmesini arzu ediyor. Ya İblis’e ya namazımızı eda ederken sığındığımız Allah’a teslim olacağız. Bu kararı hep birlikte vereceğiz. Sen Alevisin, Sen Kürtsün, Sen Çerkezsin, Sen Ateistsin demeden, bu ülkenin kimliğini taşıyan, bu ülkenin ekmeğini yiyip suyunu içen insan olarak, herkesi hiçbir şart koşmadan önce vatandaş, sonra kardeş olarak benimseyerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ilelebet yaşatacağız.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

111 222

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

BENZER İÇERİKLER

ŞEHİTLERİMİZİ GÖBEK ATARAK ANDILAR

ŞEHİTLERİMİZİ GÖBEK ATARAK ANDILAR15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde, vatanımızı korumak için canlarını

REİS HAKKINDA TUTANAK TUT TA GÖRELİM SENİ KASIM UĞUR

REİS HAKKINDA TUTANAK TUT TA GÖRELİM SENİ KASIM UĞURYaklaşık 2 buçuk yıl önce yaşanan bazı hadiseler, Edremit Devlet Hastanesi

AK PARTİ İLÇE BAŞKANI METİN ÖRKÇÜ OFSAYTTA YAKALANDI

AK PARTİ İLÇE BAŞKANI METİN ÖRKÇÜ OFSAYTTA YAKALANDIAk Parti içinde Edremit çocuklarına karşı etnisiye merkezli oluşan maksadı

RastgeleSeçilen İçerik

FACEBOOK'TA BİZİ BULUN