ORC ANKETİ İLE ORTAYA ÇIKAN AK PARTİ VE YÜCEL YILMAZ GERÇEĞİ

20.05.2020

Kişi Okumuş

0 Yorum

ORC Araştırma ve anket firmasının yayınladığı anketlerde ortaya çıkan AK Parti gerçeği ve Yücel Yılmaz gerçeği dikkatlerden kaçmadı.

Yaptığı anketlerin doğru çıkması ile bilinen ORC araştırma şirketinin, son yayınladığı araştırma sonuçlarından ciddi dersler çıkarılması gereken sonuçlar bulunmakta. Sonuçları manipüle etmek için boş yere debelenen besleme ayak takımları kalemşörler ise sıyırdıkları kemikleri kaybetme korkusu ile saçmalasalar da, siyasetin üst aklıyla hareket edenlerin, alınan sonuçlardan ciddi dersler çıkararak harekete geçtiği görülmekte.

Bir anda Millet İttifakı içinde İyi Parti ile HDP arasında krize varan açıklamalar, diğer yanda CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile bazı CHP’li vekillerin darbe imalı çıkışları aslında boş yere yaşananmadı. Çünkü son yaşanan gelişmeler sonrasında, dünya ve ülkemiz covid belası ile uğraşırken, ülkemizde siyasi iktidarın kan kaybetmesi beklenirken, ortaya çıkan anket sonuçları muhalefeti çıldırtmaya yetti.

Anketten çıkarılması gereken mesajları kısa başlıklar ile vermeye başlayalım.

ORC ARAŞTIRMA ANKETLERİNE GÜVENİLİR Mİ..?
2011 seçimlerinden bugüne gerçekleşen seçimlerde yaptığı araştırmalar neticesinde yayınladığı tahminlerin, seçim sonuçları ile olan uyuşmasını dikkate aldığımızda ORC anketlerine güven duyulacağı görülecektir. Belge-01 ve Belge-02 bugüne kadarki anketlerde verilen sonuçlar ile gerçekleşen seçim sonuçlarının karşılaştırıldığı belge olup, yapılan araştırmalar neticesinde verilen anket sonuçlarının ne kadar tutarlı olduğu görülecektir.

TÜRK HALKI YARGIYA GÜVENMEK İSTİYOR
Son birkaç yıldır kamuoyunda infiale yol açan bazı hadiselerde yargının verdiği kararlar, Türk Halkının yargıya güvenini sarstı. Hele hele AK Parti içinde siyaset yapan veya siyasetçilerle ilintili bazı insanların yolsuzluk, hırsızlık, şantaj vs hadiselerle anılmasına rağmen, kamu vicdanını rahatlatacak adımların atılmaması, Türk Halkının yargıya olan güvencini sarstı.  Belge-03’de de görüleceği üzere ORC’de yaptığı araştırmada, gelinen bu noktayı yaptığı anketle tespit etmiş.

EKONOMİK DURUM VE ALINAN TEDBİRLER
Rahip Bronson hadisesinden bu zamana kadar ülkemize karşı sürdürülen ekonomik saldırıları hepiniz bilmektesiniz. Uluslar arası kredi kuruluşlarının çevirdiği entrikalar ile kur politikaları üzerinden yapılan spekülasyonlar, Amerikan Merkez Bankası FED’in faiz üzerinden yaptığı algı operasyonları ile ekonomimiz zor dönemlerden geçti. Dünya pandemi ile uğraşırken bile daha geçtiğimiz hafta İngiltere üzerinden çevrilen dolap ile dolar üzerinden ülke ekonomisine yeni bir saldırı daha gerçekleşti. Avrupa ve Dünya basını ülkemizi battı, tükendi manşetleri ile ekonomik saldırılarına devam ederken, o yazıları kaleme alanların virüs kapmasın diye kullandıkları maskeleri bile ülkemizden temin etmiş olmaları bile hepsine utanç sebebidir. Ancak bu utanmayı bilen toplumlar için geçerlidir.

ORC yaptığı araştırmada pandemi sürecinde alınan ekonomik tedbirlerin kamuoyunda nasıl karşılandığını araştırmış. Ezberbozan Medya olarak yaptığımız canlı yayınlarda, alınan ekonomik tedbirlerin yeterli olmadığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı şekilde alt kademelerin uygulamalar gerçekleştirmediğini belirtmiştik. Örneğin esnafa can suyu olarak hiçbir şart aranmaksızın verileceği açıklanan kredilerin bile bir çok mazeret çıkartılarak kullandırılmadığını gündeme getirmiştik. Hatta bu kredileri genelde ihtiyacı olanların değil de bir şekilde stokçuluk yapanların daha genel kullandığını da belirtmiştik. ORC araştırma sonuçlarında da belirttiğimiz yansımaları görüyoruz. Türk Halkının yarısından fazlasının ekonomiye olan güveninin Belge-04’de görüldüğü gibi sarsıldığını görmekteyiz.

TOPLUMDA İNFİALE NEDEN OLAN OLAYLAR
Türk kamuoyunda infiale neden olan bazı hadiseler vardır ve bir anda toplumsal refleksler kendisini gösterir. Örneğin küçük çocuklara yönelik istismar vakaları, kadınlara yönelik cinsel saldırılar, terör örgütlerinin saldırıları gibi olaylar, Türk Halkı tarafından son derece ciddi tepkiler almaktadır. Hükümetin bu tür hadiselere karşı gösterdiği tavır ve yaklaşım son dönemde toplum refleksleri ile doğru orantılıdır. Lakin buna rağmen halkın bu tür vakalara karşı istediği idam, AB anlaşmaları nedeniyle uygulamaya koyulamamaktadır. Halk bunu yine de anlayış ile karşılamaya devam ederken, hükümetin göstermiş olduğu samimiyetten de memnundur. ORC Belge-05’de halkın bu vakalara karşı olan tutumunu yansıtmıştır.

SAĞLIKTA BİLİM KURULU VE FAHRET KOCA FAKTÖRÜ
Halkımız gerek medya gerekse gerekse algılar sebebiyle bugüne kadar ABD ve AB ülkelerinin sağlık sistemine gıpta ile bakardı. Yaşadığımız pandemi süreci, ülkemizde yapılan sağlık yatırımlarının ne kadar değerli olduğunu ve ülkemize nasıl güç ve prestij kazandırdığını görterdi.

Örneğin özgürlüğüne düşkün olan milletimiz, sık sık yasaklar nedeniyle sıkıntılar yaşasa da, bilim kurulan olan güven endeksinde Belge-06’da ortaya çıkan rakamların boş yere ortaya çıkmadığı anlaşılmakta.

Pandeminin ülkemizde ilk görüldüğü günden bugüne açıklanan rakamlardaki şeffaflık, alınan kararların uygulanmasında gösterilen kararlılık, sağlık sisteminde yapılan son hamleler ve yapılanmanın ne kadar doğru olduğunun anlaşılması, tüm ekonomik ve diğer unsurlardaki olumsuzluklara rağmen vatandaşın devletine ve hükümete olan güvenini artırdı. Bilhassa süreci başarıyla yöneten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın halka güven veren sözleri ve sarf ettiği sözlerin ne kadar doğru olduğunun zaman içinde ortaya çıkması, halkın devletine olan inancını bir kez daha tazeledi. Belge-07’de halkın Sağlık Bakanı olan güven endeksini görmektesiniz. Belge-08’de de dünyada yaşanan sağlık skandalları sonrasında, ülkemiz sağlık sisteminin gerçekleştirmiş olduğu reformların ne kadar etkili olduğunu görüyorsunuz.

DEVLET-MİLLET ELELE TERÖRLE MÜCADELE
Ülkemizde ne yazık ki terör örgütlerinin himayesinde siyaset yapanlar ya da yaptığını zannedenler bulunmakta. Kamuoyu terör örgütünün siyasal temsilciliği konumu verdiği HDP toplumun %90 civarında tepkisini almaktadır. Erdoğan karşıtlığı üzerinden şartlandırılmış güdülenme ile hareket eden bir kesim daha vardır ki; bu kitle her geçen gün gittikçe şuursuzluk içerisinde ne yaptığını bilmez hale gelmiştir. Bu kitle Erdoğan’ın indirilmesi için neredeyse sokaklarda BİJİ APO diyebilecek derecede şuurunu yitirmiştir. ORC’nin yapmış olduğu araştırmada ortaya çıkan rakamlar son derece dengelidir. Muhalefetin Suriye politikamıza yönelik getirdiği eleştirilere rağmen, kamuoyu terör örgütlerinin Suriye ve Kuzey Irak’ta yuvalandıklarını bilmektedir. Sivrisinek ile mücadelenin bataklığın kurutulmasından geçtiğini vatandaş öğrenmiş ancak muhalefet yaptığını zanneden sözde siyasetçiler hala öğrenememiştir. Belge-09’da da görüleceği üzere, terörle mücadele noktasında vatandaşın %82’si yapılan operasyonlara destek vermektedir.

CHP SEÇMEN EĞİLİMİ
Cumhuriyet Halk Partisi, cumhuriyetin ilk kurulan siyasi partisi olma özelliğinden çok Atatürk’ün kurduğu parti olarak bugüne kadar gelebilmiştir. Nasıl din tacirliği üzerinden siyaset yapanlar var ise ne yazık ki ülkemizde de Atatürk’ün adı üzerinden siyaset tacirliği yapanlar bulunmaktadır. Partinin Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda kuruluş ilkeleri olsa da kuruluşunda, bugün o ilkeler ile uzaktan yakından bağı kalmadığı ortadadır. Emperyalizme karşı duruş göstermesi gereken CHP siyasetinin bugün ne yazık ki ülkemize karşı saldırılarına devam eden emperyalizmin yanında tavır alıyor olması, terörle mücadele konusunda bile devletçi anlayışa destek vermek yerine terör örgütünün hamiliğinde siyaset yapanlarla işbirliği yapıyor olması CHP’yi değil iktidar yapmak, yarınlarda ana muhalefet konumundan bile düşürecek noktalara getirecektir. CHP seçmen eğiliminde ideolojik kimlik en belirgin özellik olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanında marjinal akımlardan başka sol kanadın başka da ciddi temsilcisi olmadığı için siyasi yaşamını sürdürebilmektedir. Yarınlarda tıpkı geçmişte DSP gibi ciddi sol kanat temsilcisi bir parti daha ortaya çıkarsa, CHP baraj bile geçemeyeceği gerçek ile elbet bir gün yüzleşmek zorunda kalacaktır. Belge-10’da görüleceği üzere CHP seçmen eğiliminin nasıl oluştuğu görülmektedir. Ankete katılanlara CHP’nin ulusalcı kimlikten uzaklaşılıp uzaklaşılmadığı sorulsaydı eğer eminim ki büyük çoğunluk uzaklaşıldığı konusunda fikrini ortaya koyardı.

MHP SEÇMEN EĞİLİMİ
Milliyetçi Hareket Partisinin seçmen eğilimine bakıldığında Türk Milliyetçiliği ve Turan Ülküsü etkisi görülecektir. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, Türkeş’in ölümünden sonra bayrağa sahip çıkarak partiyi öksüz bırakmayışı, yaşının ilerlemesi ve sağlık durumunun sorunlu olmasına rağmen, bilhassa 15 Temmuz darbe girişiminde göstermiş olduğu onurlu tavrın belirleyici etkisi bulunmaktadır.

MHP’ye oy veren bir kesim daha vardır ki, tanımlaması ilginçtir. AK Parti’ye kızgın ama sol ya da başka partilere de oy vermeye gönlü razı olmayan bu kitle, Erdoğan’a değil Erdoğan’ın adını kullanarak siyasi rant hesapları yapanlara tepki olarak MHP’ye oy vermektedir.

Belge-11’den de anlaşılacağı üzere MHP Türk siyasetinde anahtar parti konumunda kalmaya devam edecektir.

TÜRK HALKI YENİ SİYASİ OLUŞUMLARA NASIL BAKIYOR?
Türk Milleti genelde yeni kurulan siyasi akımlara ilk başta sempati gösteriyor gibi görünse de, Türk Siyaset Tarihine bakıldığında, yeni kurulan siyasi akımlara güven duymadığını ortaya koymuştur. DP’den AP’ye, AP’den DYP’ye dönüşümler bu tabloda istisnai durumlar oluşturur. Tıpkı RP’den AK Parti’ye dönüşüm gibi. Çünkü bu dönüşümler bir siyasi akımın devamı oluşumlardır.

Türk Siyaset Tarihinde DSP’den ayrılan İsmail Cem’in Yeni Türkiye Partisi, Bülent Ecevit’in ölümü sonrası dağılan DSP’den kopanların kurduğu Demokratik Sol Hareket Partisi, Merkez Parti, dönemin seçim mitinglerinde İbrahim Tatlıses’i, Ebru Gündeş’i sahneye çıkartıp mazotu 1 TL yapacağı iddiasıyla dikkat çekerek 2002 seçimlerinde %7 oy almayı başaran Genç Parti bile bugün toplum hafızasında yer almamakta.

AK Parti’den kopan Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi ve Abdullah Gül ile Ali Babacan ikilisinin kurduğu Deva Partisi de sol basın tarafından özellikle şişirilerek halka yutturulmaya çalışılacak. Ancak toplum refleksleri gösterecektir ki, tarih tekerrürden ibarettir. ORC’nin yaptığı araştırmalar Belge-12’de de görüldüğü gibi toplumun %81’lik bölümü AK Parti’den kopan isimlere ilgi göstermeyeceği yönünde. Belge-13’de söz konusu 2 partinin de, Recep Tayyip Erdoğan realitesi karşısında şansları olmadığı yönünde.

TÜRK SİYASETİNİN BELİRLEYİCİ FAKTÖRÜ LİDERİN GÜCÜDÜR
Cumhuriyet Tarihi boyunca bir çok siyasi parti kurulmuştur. Dikkatlice analizi yapıldığında görülecektir ki; siyasi partilerin kaderlerinin belirleyici faktörü liderlerinin gücü ile doğru orantılıdır. 12 Eylül darbesi ile kapatılan Adalet Partisi yerine yasaklı dönem bitince kurulan DYP’nin lideri Süleyman Demirel olmuştur. DYP’yi iktidara taşımayı başarmıştır. Ancak Tansu Çiller’in, Demirel gibi güçlü siyasi lider olamaması yüzünden yaşadığı krizlerle birlikte en sonunda baraj altında kalarak siyaset tarihinde yok olmuştur. 12 Eylül darbesi sonrası merkez sağ temsilcisi olarak kurulan ANAP’ı düşünün. Turgut Özal gibi dönemin en güçlü ismi ile kurulmuştur. Özal’ın cumhurbaşkanlığına çıkıp, parti yönetimi gücü olmayan isimlere teslim edilmesiyle ANAP yok olmuştur.

Türk Siyaset Tarihindeki veriler bize yeni kurulan partilerin güçlü liderlerce kurulmaması durumunda aynı kaderi yaşamaktan kurtulamayacağını göstermektedir.

Meral Akşener’in Erdoğan karşıtı medya tarafından boş yere yaldızlandığını hep birlikte gördük. ORC’nin yapmış olduğu araştırmada Belge-14’deki sonuçlar, Erdoğan’ın karşısında Akşener çıkması durumunda sonuç ne olur sorusuna cevap aranmış, çıkan tablo tezlerimizi doğrulamıştır. Akşener siyaset temsiliyetinde gerçekten güçlü olabilseydi MHP’yi bölmeye çalışan isim olarak değil MHP’nin lideri olarak ismini marka yapmayı başarabilirdi. Şaibelerle dolu kuruluş süreci ve şekli de dikkate alındığında, kurulan İyi Parti’nin daha sandık ile tanışmadan transfer vekiller ile meclise taşınması bile kamu vicdanında sıcak karşılanmadı. Okyanus ötesi projeksiyonun bütün senaryolarının Erdoğan’ın yıkılması tezi ile örtüşmesi, bu teze hizmet eden başta CHP ve sırtlarını dayadıkları terör örgütlerinin siyasal temsilciliğini yapan HDP tarafından desteklenerek ittifak ile seçime giren Akşener’in İyi Partisinin geleceği olamayacağı gerçeği sanırım daha iyi anlaşılmış olacaktır. Akşener’in şişirilmiş balon misali liderlikten öte meziyeti olmadığı hakikatı ile girdiği girdaptan da çıkamadığı görülmektedir. Bilhassa son günlerde bu gerçek ile yüzleştikleri için olsa gerek, HDP ile sanki bir kavga çıkarmaya çalışıyor gibi görünselerde, aslında altında yatan gerçek, ORC’nin yapmış olduğu araştırma sonuçlarına kendilerinin de ulaşmış olmasıdır. Sadece Erdoğan karşıtlığı üzerinden izledikleri politikalar ile geldikleri nokta tükenişe giden yoldur. Bu tablonun idrakı ile olsa gerek Erdoğan’ı yıkma hayallerini bu defa da bünyesinde bulunan MHP’den kopma ülkücü taklidi yapan türkücülerin de gazını alabilmek için Davutoğlu, Babacan gibi isimlerle ittifak arayışında gerçekleştirmeyi deneyecektir. Çünkü CHP ve HDP ile muhafazakar milliyetçi tabandan gelen tepkiyi daha da kaldıramayacağı aşikardı. ORC’de çıkan sonuçlardan da anlaşılacağı üzere Akşener güçlü lider değildir. Bu gerçek İyi Parti’yi Erdoğan’ı yıkma hayalleri ile muhafazakar milliyetçi tabanı kaybetmemek için yeni ittifaka yöneltecektir.

Akşener’in omurgasız siyasi anlayışı, bayram sonrası siyaset oluşumlarının hangi noktalara sürükleneceğini de gösterecek. Çünkü daha dün HDP’li vekilin İyi Partililere dediği gibi; “oturduğunuz koltuklarda bizim sayemizde oturuyorsunuz” ezikliği noktasında ulaşmıştır. Bu ezikliğin altından AK Parti’den kopanlarla ittifak denemeye kalkışması, düştükleri çaresizliğin göstergesi olacaktır. Yapılacak görüşmelerde hissettikleri ezikliği unutturmak için bir takım talepler söz konusu olabilir. Bu talepler ve olası yapılabilecek ittifak bile Erdoğan’ı yıkma hayallerin gerçeğe dönüştürmeye bence yetmeyecektir. Bu gerçek ile kısa zamanda yüzleşeceklerine inandığım Akşener ve İyi Partililerin çok değil 3-4 ay içinde Cumhur İttifakına yanaşma gayretlerine de tanıklık ederseniz şaşırmayın. Zaten bunun gerçekleşmesi için İyi Parti’den kopup Akşener’i eleştiren isimler de gayret göstermekte hatta zorlayıcı baskılayıcı açıklamalar yapmaktadır. Akşener’in HDP’yi PKK’nın yanında gördüğünü belirttiği sözleri bile bu noktaya sürüklenişin başlangıcıdır. Yakın gelecekte Cumhur İttifakı çatısı altına girip, kendilerini meclise taşıyan CHP ve HDP tabanına söverlerken görürseniz sakın şaşırmayın.

AK Parti kadrolarından Recep Tayyip Erdoğan sayesinde cumhurbaşkanlığı koltuğuna da oturmayı başaran Abdullah Gül’ün, siyasi lider olmadığı gerçeği Belge-15’de çıkan araştırma sonucunda görülmektedir. Gül’ün Gezi Olayları sürecinde takındığı tavrın AK Parti tabanı ile çelişmesi, 15 Temmuz süreci ve sonrası ile ilgili çelişkileri Abdullah Gül isminin siyasi lider vasfına sahip olamadığını ispatlamıştı. İngiltere güdümlü tavrı, kendisinin Türk Halkının menfaatleri yerine kraliyet menfaatleri için siyaset arenasında boy göstermeye çalıştığını ortaya koymaktadır. Erdoğan ile olası yarışması durumunda bile tüm muhalefetin desteğini alsa bile kesinlikle şansı olmadığı bir gerçektir.

Bugüne kadar kaleme aldığım yazılarımı, yaptığım canlı yayınları dikkatle inceleyenler, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk Siyaseti için bir umut olamayacağını defalarca haykırdığımı bilirler. Kılıçdaroğlu bir projedir. Baykal’ın okyanus ötesi kaset kumpası ile indirilmesiyle koltuğa oturtulan Kılıçdaroğlu, koltuğa oturduktan sonra ilk işi parti yönetiminde bulunan ulusalcı kanadı bertaraf etmek olmuştur. Çünkü okyanus ötesi akıl, Erdoğan’ın CHP kadrolarındaki ulusalcılarla gerçekleşemeyeceğini görmüştür. Bunun içinde CHP’nin merkez sağa ve de ayrılıkçı kürt oylarına hitap etmesi gerekmektedir. Bu projeksiyon çerçevesinde merkez sağ kırıntılarından yani DYP’den kopanlardan ve de milliyetçi muhafazakar yani MHP’den kopanlardan oy devşirme işi İyi Parti kanalıyla, ayrılıkçı kürt oyları da HDP kanalıyla sözde Millet İttifakına çekilmiştir. Son yerel seçimde bu kısmen işe yarasa da Erdoğan’ı devirmeye yetmemiştir. Çünkü Erdoğan bu seçimde %51’i yine de yakalamıştır. Yukarıdaki tespitlerimin Belge-16’da da ortaya çıkmış tespiti mevcuttur. ORC yaptığı araştırmada Kılıçdaroğlu’nun siyasi lider olamayacağını ortaya koymuştur.

Son yaşanan yerel seçimlerin hangi oluşumlarla yaşandığını belirttikten sonra okyanus ötesi şişirilmiş balon gibi ortaya atılıp, İstanbul gibi metropol şehrin belediyesini kazanan Ekrem İmamoğlu’ndan bahsedelim. İmamoğlu’nu o noktaya getiren başta İstanbul halk olmak üzere CHP tabanı bile bugün kendisinden ciddi rahatsız olmaktadır. Yaptığı gaflar, kırdığı potlar, gösterdiği sorumsuz tavırlar ile her gün bir başka skandal ile kendisini gündeme getirmektedir. Daha geçtiğimiz günlerde solun etkili kalemlerinden Can Ataklı’nın bile ciddi tepkisini almıştır. Erdoğan karşıtlığının yandaş kanalı Fox TV kanalında yandaş Fatih Portakal bile İmamoğlu fiyaskosuna değinmek zorunda kalmışlardır. Belge-17 ORC’nin İmamoğlu hakkında yaptığı araştırma sonuçlarının göstergelerinden biridir. İmamoğlu’nu Erdoğan’ın alternatifi olarak sunmaya çalışma projesi de bir şekilde İmamoğlu’nun vizyonsuzluklarıyla çökmüştür.

TÜRK MİLLETİ ERDOĞAN’A GÜVENİYOR MU?
Ülkemiz 17-25 Aralık sürecinde yaşananları anlamıştır. 15 Temmuzun arkasındakileri ve işbirlikçilerini de görmüştür. Okyanus ötesi aklın, ülkemiz siyasetinde kullandığı maşalarına yüklediği görevler de toplum tarafından anlaşılmıştır. Pandemi süreci öncesi ve sonrasında yaşanan ekonomik saldırılara karşı gösterilen refleksler, ülkemizi bölme ve istikrarsızlaştırma maksatlı terör saldırılarına karşı dirayetli dik duruş ve yapılan ulusal ve sınır ötesi operasyonlarda gösterilen başarılar, Türk Milleti’nin Recep Tayyip Erdoğan’a duyduğu güveni perçinlemiştir. ORC’nin yaptığı araştırmada %53 gibi yüksek bir oranda duyulan güveni ortaya rakamlarla koymuştur. Erdoğan artık Türkiye’nin lideri olmanın ötesine geçip, dünya lideri olmayı başarmış isimdir. Zaten karşısındaki siyasi oluşumları dikkatle incelediğinizde de göreceksiniz ki; hiç biri elimizde şu proje var, bu projemizi hayata geçireceğiz bile diyemeyip, tek söylemleri Erdoğan’ı devireceğiz olmaktadır. Böylesi kısır göndü içerisinde debelenen oluşumların, Erdoğan’ı yıkma hayalleri de yıkılmaya mahkumdur.

ERDOĞAN VE AK PARTİ GERÇEĞİ
Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu AK Parti ile tek gerçek vardır. AK Parti’ye oy veren seçmen, ne gösterilen milletvekiline ne de gösterilen belediye başkanına oy atmaktadır. Vekillerin kifayetsizliklerine, belediye başkanlarının yetersizliklerine rağmen AK Parti seçmeni sadece ve sadece Recep Tayyip Erdoğan ismi için AK Parti’ye oy atmaktadır.

AK Parti’den koparak okyanus ötesi akla hizmet için siyaset arenasında kendisine yer aramaya kalkanların işte bu yüzden şansları olamayacak. Belge-19 ORC’nin yaptığı araştırmada AK Parti seçmen eğilimini ortaya koymaktadır.

Gelinen bu noktayı çarpıcı bir cümle ile tarif edin deseler, kendisini alternatif zanneden bütün siyasi oluşumları yan yana toplasak, tek bir Erdoğan etmiyor.

Muharrem İnce’nin yaptığı bir konuşmada şu sözleri aklıma geldi. “Adam çıkıyor ben %51’in altında kalırsam istifa ederim. Sen kalkıp ben kaybedersem istifa ederim bile diyemiyorsun. Bu sözler bile adama 5 puan artı getiriyor. Olmuyor kardeşim olmuyor”. Kaldı ki Muharrem İnce, CHP’nin Erdoğan’ı yıkma projelerinden birinin de aktörüdür. Üstelik CHP’nin 25 puanlık çizgisini 31’lere çekmeyi de başarmış isimdir.

RAKAMLAR HER ŞEYE RAĞMEN AK PARTİ’Yİ İŞARET EDİYOR
ORC araştırmaları aylardır sürmekte. Ekonomik kumpaslara, terör saldırılarına ve pandemi nedeniyle yaşanan sıkıntılara rağmen, Recep Tayyip Erdoğan’ın bu süreçlerde gösterdiği tavırların başarıyla sonuçlanmasından olsa gerek, rakamlar birinci parti konumunda sürekli AK Parti’yi göstermekte. Her ne kadar AK Parti tek başına birinci parti olamasa da, karşısında Erdoğan’ı yıkacağız diyerek siyaset yaptıklarını zanneden, okyanus ötesi aklın yönlendirmelilerinin de, kendi başlarına bunu gerçekleştiremeyeceğini anlayıp, ittifaklara kalkışması karşısında, Türk Toplumunun ana omurgası olan muhafazakar milliyetçi tabanın da kendi ittifakını yapması kaçınılmaz olmuştur. AK Parti’nin de MHP ve BBP ile yapmış olduğu Cumhur İttifakı, karşısındaki oluşuma her zaman üstün gelecektir.

Belge-20 Eylül 2019, Belge-21 Kasım 2019, Belge-22 Ocak 2020, Belge-23 Mayıs 2020 ve Belge-24 ise 4 mevcut anket sonuçlarının tablo istatistiğini vermektedir.

Ocak 2020’ye kadar ki süreç ile ilgili yapılan kamuoyu araştırmalarında, okyanus ötesi kaynaklı ekonomik ve terör saldırıları ile oy oranı ciddi aşağılara düşen Cumhur İttifakının, Rahip Bronson sürecinden bugüne yapılan ekonomik saldırılara karşı alınan tedbirlerin meyvelerini vermeye başlaması, terör saldırılarına karşılık anında sınır içi veya dışı fark etmeksizin yapılan operasyonlarda alınan başarılı sonuçlar, uluslar arası arenada gösterilen başarılar, dünyaya örnek gösterilen pandemi ile mücadelede gösterilen başarı ve halkın sağlık sistemine olan güvencinin artması, Cumhur İttifakı oylarının yeniden artmasına ve %52,5’lere gelmesine neden olmuştur.

AK Parti’den koparak siyaset arenasında yer arayanların vizyonsuzluklarını ortaya koyması, Ali Babacan’ın bir liderden çok proje olduğunun anlaşılması, etrafından toplanan kesimin genel ağırlığının AK Parti saflarındayken rantın öbeğinde otururken bir şekilde kaldırılanlar olması, Recep Tayyip Erdoğan’ın doğru politika izlediğinin de göstergesi olmuştur. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakında yer alırken mevki, makam, koltuk derdinde olmadığını göstermesi de, kamu vicdanında takdirle karşılanmıştır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa kararı sürecinde gösterdiği tavır, ekonomiden sorumlu bakana sahip çıkan sözleri, halkın Cumhur İttifakına olan güveni artırırken, Cumhur İttifakı içinde de samimiyetin artmasına neden olmuştur. Bahçeli sürdürdüğü denge siyasetini bir kez daha ispatlamıştır.

TÜRK HALKI GELECEĞİNDEN UMUTLU MU?
Yaşadığımız pandemi süreci göstermiştir ki, medeniyetin beşiği diye bizlere yutturulan Avrupa’nın göbeğinde, yaşlılar huzurevlerinde ölüme terk edilmiştir. Dünyanın jandarması konumunda gösterilen ABD’de cesetler sokaklarda dizilmiştir. Oysa sürekli batıyoruz algısıyla hakir gösterilen ülkemizde sağlık sistemi, yaptığı reformların meyvelerini toplamış, hiçbir covid vakası mağdur edilmemiş, ortaya çıkan vefat rakamları, entübe ve yoğun bakım rakamları halkımızda sağlık sistemine, dolayısıyla hükümete olan güveni artırmıştır. Halka direk hükümet kanalıyla veya belediyeler ve çeşitli kurumlar kanalıyla dağıtılan ücretsiz maske ve dezenfektan malzemeleri, halkta memnuniyet göstermiştir.

Akdeniz’de izlenen başarılı politika, Libya konusunda tavizsiz yaklaşım sayesinde, Libya hükümeti ile yapılan anlaşma sonrasında Akdeniz’i Türk Gölü’ne çeviren başarılı manevra kamuoyunda takdirle karşılanmıştır.

Devletin Suriye politikasında geri adım atmadan operasyonlarını sürdürmesi, aşılamaz denen Suriye hava sahasında Rus hava savunma sistemlerini yerle bir etmesi, Türk Halkının gururunu okşamıştır.

Akdeniz’de sadece KKTC-Mersin havzasında 8 Katrilyonluk petrol ve doğalgaz rezervinin olduğundan bahsedilmesi, Türkiye’nin geleceğine dair beklentilerin daha da yükselmesine neden olmuştur. Bugün dolar üzerinden nihayet arayanların yarınlarda akıbetlerinin ne olacağı düşündürücü hal almıştır.

Pandemi ile geçileceği belirtilen yeni dünya düzeninde Türkiye’nin masadaki güçlü ülkelerden biri olarak yer alacak olması da, Türk Halkında umuda sebep olmuştur. Pandemi sürecinin daha ilk günlerinde Erdoğan’ın yeni dünya düzeninde masadayız ve güçlüyüz sözleri, Türk Halkında umudun artmasına neden olmuştur.

ABD’nin F-35’leri vermem tavrından, F-35 üretiminde gövde üretimi ile söz sahibi olan Türkiye’ye karşı tavrında değişiklik sinyallerinin verilmeye başlandığı günlerdeyiz. Çünkü ABD’nin vermeyiz tavrının dayanabileceği hiçbir sağlam mesneti olmadığı gibi yarınlarda da Türkiye’ye karşı yüzlerce milyar dolar tazminat ödemesine de neden olabilecektir. Çünkü F-35 projesi 6 ABD ve Türkiye ile birlikte 6 ülke işbirliği ve anlaşma ile gerçekleşmektedir. Burada uluslar arası ticaret sözleşmeleri bulunmaktadır ki; yarınlarda şartlara uymayanların ciddi tazminat ödemelerine neden olacağı gerçeği mevcuttur.

ABD’nin S-400 sürecinde izlediği politikaya karşı gösterdiğimiz dik duruş ABD ve ülkemizdeki işbirlikçileri her ne kadar üzse de, düne kadar Erdoğan karşıtı olan ulusalcı sol kitle tarafından takdirle karşılanmıştır. S-400 alımı milli savunma anlayışımız için ne kadar önemli olduğu görülmüştür. S-400’lerin ismi bile ABD ve işbirlikçilerini çıldırtmaya yetmiştir. Buna rağmen gösterilen dik duruş S-400’lerin alımını engelleyemediği gibi, kendi milli savunma füze üretimimizde de mesafe kat etmemiz halkımızın geleceğe dair umutlanmasına neden olmuştur. Bilhassa milli silah üretimi Türk Milleti’nin gurur duymasına neden olan faktördür. Milli Obüslerden, ATAK Helikoptere, topçu bataryalarından roket bataryalarına, İHA ve SİLAH üretiminde dünyada söz sahibi ülke olma konumuna gelmiş olmamız, toplumda memnuniyetle karşılanmıştır. Suriye’de sürü siha saldırısı ile Rus hava savunma sistemlerinin birer birer avlanması, AKINCI SİHA’nın üretiminin başlaması, Türk Halkının gelecekten umutlanmasına neden olmuştur. Tüm bu gerçekler doğrultusunda yapılan araştırmalardan elde edilen veriler doğrultusunda, Belge-25 Türk Halkının yarınlardan umutlu olduğunun göstergesi olmuştur.

AK PARTİ OY ARTIRIRKEN BALIKESİR’DE YÜCEL YILMAZ BAŞARILARIYLA DEĞİL, ŞANTAJCILIKLARI TESCİLLİLER İLE ANILMAKTAN KURTULAMIYOR
ORC anketlerinde ortaya çıkan rakamlar AK Parti’nin Cumhur İttifakı olarak oy artırdığını ortaya koyarken Balıkesir’de büyükşehir belediye başkanı olan Yücel Yılmaz’ın yapılan ankette ilk 10’a bile giremediğini, başarı değerlendirmesinde Balıkesir Halkının %50’sinin güvenini sağlayamadığı görülmekte.

Yücel Yılmaz’a olan güven eksikliğinin altında yatan ne diye araştırdığımızda, sonu cek, cak ile biten sözcüklerin cümlelerde fazlaca kullanılması, ortada net bir projeden bahsedilememesi, izlenen siyasetin gündelik politikalara yönelik olması, gözyaşları içinde koltuktan kalkmak zorunda kalan Edip Uğur’un vizyon projelerim dediği projelerin hayata geçirilmeye çalışılması, son dönemeçte adı tescilli şantajcıya çıkmış gazeteci müsveddesi ile olan yakın bağı gösterilmekte.

Tescilli şantajcı ile olan yakın işbirliğinin Balıkesir kamuoyunda yarattığı olumsuz yansımaları bastırması mümkün görülmemektedir. Çünkü toplumu reddettiği isimlerle yakınlaşmadaki topluma rağmen inatçılık, hem büyükşehir belediye başkanına, hem de AK Parti’ye ciddi zararlar verecektir. Toplum ahlak değerlerinden uzak insanları ve oluşumları kabullenmez. Ben yaparım olur mantığı ile hareket eden her kim olursa, sonu kaçınılmaz felaket olacaktır.

AK Parti Genel Merkezinin Balıkesir’de gelinen noktaya daha fazla tahammül göstermemesi beklenirken, Yılmaz’ın akıbetinin de Edip Uğur’dan farklı olmayacağı konuşulur olmuştur. Geçmişte çekilen fotograf karesinde seyisliğe meraklı isimlerin nedense kaderleri hep aynı olmuştur. Önce ustası Edip Uğur ardından Uğur’un çırağı Yücel Yılmaz aynı akıbeti yaşarsa kimse şaşırmasın. Çünkü Erdoğan’ın böylesi işlere, inatlaşmalara tahammülü olmayacaktır.

Seçim döneminde maklube sofralarında verdiği pozlarla ulusal basında bile boy boy yer alan Yücel Yılmaz’ın, o fotograf karesindeki ben değilim bile diyememiş olması, yedikleri maklubeleri hala hazmedememiş olmasına bağlanmaktadır.

Seçildikten sonra bilhassa sahil şeridinde, özellikle CHP seçmeninin yoğun yaşadığı bölgelere yaptığı trilyonluk yatırımlarla adından bahsettirmek isteyen Yücel Yılmaz’ın bu manevrası CHP seçmeninden oy kapma girişimi olarak değerlendirilebilir. Lakin trilyonluk yatırımların sunulduğu bölgedeki CHP seçmeninin de ne yaparsan yap, illa ki CHP adayına oy veririrm yaklaşımı, Yücel Yılmaz’ın hanesine eksi yazacaktır. Bununla birlikte ihmal ettiği AK Parti seçmeninin ağırlıklı olduğu taşra ve kırsal kesim göz ardı edilmeye devam etmektedir. Yatırımın ve hizmetin CHP seçmeni ağırlıklı bölgeye gitmesi AK Partili seçmende hayal kırıklığının ötesine geçip nefrete dönüşme aşamasına dayanmıştır. Yücel Yılmaz kendi vizyonsuzluğunu AK Parti’ye zarar verme pahasına, Edip Uğur’un projelerini hayata geçirme inatlaşmasıyla sürdürerek, belki de AK Parti’yi Balıkesir’de bitirmek isteyen Edip Uğur ve Ali Babacan ekibine destek verme niyetinde de olabilir.

Yücel Yılmaz’ın büyükşehir belediye başkanı olmadan öncesinde başkanlığını yaptığı Karesi Belediyesini de borç batağında bırakması dikkatlerden kaçmamalıdır. Dün Karesi’yi borç batağında bırakıp büyükşehire başkan olanların, ustası Edip Uğur’un 3 katriyon gibi borç batağında bıraktığı Balıkesir Büyükşehir Belediyesi gerçeği de unutulmamalıdır. Ustasından ne görüyorsa onu uygulayan Yücel Yılmaz’ın, tescilli şantajcı ile yakınlaşma sürecinde atacağı her adım Ankara’dan dikkatle izlenecektir.

AK PARTİLİ VEKİLLER DURUMDAN RAHATSIZ
Yücel Yılmaz’ın vizyonsuz siyasi anlayışının en sonunda tescilli şantajcı ile olan yaklaşma süreci AK Partili vekillerce de tepkiyle karşılandığına dair iddialar söz konusu. AK Parti Genel Merkezine de aktarılan son gelişmeler sonrasında Erdoğan’ın Balıkesir’e balans ayarı yapabileceği, metal yorgunluğu çekenleri kızağa alabileceği de yapılan değerlendirmeler arasında yer almakta.

Yücel Yılmaz her şey bir yana Belge-26’daki ankette neden ilk 10 belediye başkanı arasında isminin yer alamadığının hüznünü yaşamalı bence. Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz.

 

Facebook Yorumları

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

Devamını oku:
BURHANİYE ENGELLERİ AŞIYOR PROJESİNDE PEYZAJ DÜZENLEMESİ BAŞLADI

İşleri yerinde kontrol eden Burhaniye Belediye Başkanı Necdet Uysal Ören Mahallesinden Burhaniye Merkeze yapılacak olan engelsiz rotanın da yapımına başlanacağını...

EDREMİT BELEDİYESİ 2016 FAALİYET RAPORU KABUL EDİLDİ

Edremit Belediye Meclisi Nisan ayı olağan toplantısı Belediye Başkanı Kamil Saka başkanlığında yapıldı. Belediye Başkanı Kamil Saka’nın meclise sunduğu 2016...

BURHANİYE SANATA DOYDU

Burhaniye, 29’uncu kez sanata, kültüre ve eğlenceye ev sahipliği yaptı. Burhaniye Belediyesi’nce organize edilen Burhaniye-Ören Turizm, Kültür ve Sanat Festivali,...

CHP BALIKESİR MİLLETVEKİLİ VE GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANI AHMET AKIN’IN ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI BASIN AÇIKLAMASI

19 Mayıs, İşgali ve esareti kader olarak kabul etmeyen büyük komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluşa uzanan tarihi mücadeleyi başlatmak için...

Hasan Arslan Neyi Hatırladı..?

Seçildiği günden beri sürekli olumsuz haberler ile gündeme gelen Edremit Belediyesi ve belediye başkanı Selman Hasan Arslan Altınoluk ekibinin arkasından...

Kapat